18 Temmuz 2012 Çarşamba

Sana Koçtaştan Hamak Aldım

Sıcaklardan mı, kendimden mi, durum ve vaziyetten midir bilinmez, darlandım a dostlar! Hani çıkıp bir tepeye dağa taşa haykırasım var. Dağdaki tavşanın ne suçu var dersen eğer derim ki onun da orada ne işi var arkadaş. Öncelikle son günlerde komşularımı öldürmek istiyorum, bir yandan çocukları bir yandan kendileri car car konuşuyorlar. Bugün de bir güzel evimin önüne tezgah kurmuşlar katmer yapıyorlar. Ben de dertler katmer katmer, şeytan diyor yol ver yol ver. Böyle düşünürken camımı çaldılar koca bir haşhaşlı katmer verdiler bana da. Evren önce ağzımıza sıçıp sonra "şaka yaptım ki" demeye bayılır. Zaten yay burcu olduğumdan mı yoksa TrumanShow'da sitcom olduğumdan mıdır bilmiyorum ne zaman başıma trajik bir olay gelse ardından da komik bir olay olur. Tam ağlayacakken hık hık diye tıkanır ve gülmeye başlarım. Kader ağlamama bile engel uleyn! (Burası giriş bölümüydü.)

İki gündür nefes alamama, saçlarda yeni beyazlıklar fark etme gibi pespai durumdayım. Sorma neden... Kendimi sorgulama veya kendimi arama gibi ergen davranışlara girmiş değilim. Zira kendimi bulalı ve bulduğum yere olduğu gibi bırakalı çok oldu. İnsanın kendiyle ne işi olur? Zaten biliyorum ben kendimi. Mana içinde mana bulmak Kafka'nın ne bileyim ben Sartre'ın işi. Ben aynı Ömer Hayyam, hep Ömer Hayyam. Düşünmeden yaşamak en iyisi. Düşünülecek bir şey varsa karşındakini tanıma çabasıdır. Ben de isterim ki millet beni tanısın, uğraşsın. İster yanlış anlar ister doğru o beni ırgalamaz. Ama empati yapabilen bir insan kadar güzeli var mı şu dünyada? En büyük erdemdir empati. Karşındakinin durumunu anlaman, duygularını hissetmen, ona göre davranman. Yahu nerede bulacağız böylesini? Yok arkadaş ben taş devrinde doğmalıymışım. Böyle de bir kafa var değil mi? "Ben tam bir rönesans kadınıyım", "Ortaçağ tam benim tarzım", "Gotik dönemin ikonasıyım ben". He gülüm he! Yıl olmuş 2012, zaman yolculuğuna kalmış bir iki sene, sen bize ne anlatıyorsun plaza kızı, senin derdin ne Reina kızı? Senin giydiğin o Prada topukluları ortaçağ Fransa'sında boka basmamak için kıyıp da giyer misin? İlk biletle geri dönersin bebeğim. (Gelişme bölümü gelişimini tamamlayamamıştır.)

Konu aldı başını gitti. Ne diyordum ben? Evet evet, sen, arka sıradaki? (Kafa gitti.)

Korkma tamam KPSS bitti. Kendimi aramayı bıraktım diyordum, zaten buldum diyordum. E bu seferde hayat çok sıkıcı sanki. Ye, iç, çalış. Düşündükçe içim sıkıldı. Gidip Nişantaşı Yoga'da kendimi matlara vurasım var. Napacağız olm biz böyle ya? Hayır büyümek sorun değil de sıkıcı, hatta sı-kı-cı! Koca sene çalışıp sadece bir hafta mı tatil yapacağız? Yooooooo, ooooooh nooooooo! Sorsan okulu uzatın mezun olmayın diyorsunuz da okul harcımı sen mi yatıracaksın affedersin? (Gereksiz sinirlenmeler.)

İnsan demoralize olduğunda kendine bir kaç tutunacak şey bulmalı. Ben kendim şahsen film delisi biri olduğum için, filmlerle çok kolay moda girebiliyorum. O yüzden bir kaç tane kült filmim var, bakıyorum dibe vurmaya başlıyorum, hemen açıp izlemeye başlıyorum. Biri the Secret, diğeri Devil Wears Prada. Bunlar ne derde deva fimlerdir anlatamam. İkincisi çok spesifik (özel) bir film benim için tabii. Sen istersen Music and Lyrics izle, istersen Twilight izle ya da El Orfanato izle, ben bilemem. Ya da onu da geçtim, bozuldu mu moralin, gözler dolmaya mı başladı, aç en sevdiğin şarkıyı, tepine tepine söyle. Git kendine en sevdiğin kahveyi ısmarla. Delilik yap, hiç tanımadığın bir insanla dertleş o gün. Al eline bir kağıt aklına geleni çiz. Veya internet derya deniz, benim gibi aç bir blog sırf kendin için yaz. Yap bunu. (Şu anda tam konuya girdi.)

Çünkü neden biliyor musun? Bu dünyada herşey var da düşüncelerimiz için bir çöp kutusu yok. Yukarıdaki bunu unutmuş işte, Zeus bizi böyle lanetlemiş, "zaten ölümlü, düşünsün dursun" demiş. Düşün düşün bu beyin patlar aga bir yerden sonra. Sonuçta vardır bunun da bir gigabite olayı. Gereksizleri silmiyorsa sen enerjiyi bir yere verip sileceksin, öteleyeceksin. (Olayı patlatmak üzere.)

En kötü indirimden bir hamak alacaksın. Bahçen yoksa da kuracaksın salona, pazarları öğlen yatıp uyuyacaksın. Delilik parayla mı arkadaş, evine de biz karışmayalım git napıyorsan yap!
(Yazar burada başlıkla konuyu bağlarken sinirlenmiştir ve yazı patlamıştır.)

                                 Bu da size hediyem olsun ;)

9 Haziran 2012 Cumartesi

Cümlelerinizi Bende Unutmuşsunuz

Arkadaşlarımı severim hem de ölümüne severim.
Görmesem de düşündüğüm zaman yanımda olan arkadaşlarımı daha çok severim.
Yemek yemeyi de severim. Ama kilo almayı değil. Şişmanlık bana göre değil.
İçimdeki sıkıntılar bedenimle büyüsün istemem. Mevcut durumlarını korusunlar.
Gezmeyi severim, evden daha çok severim.
Ama pazar sabahı yapılan ve saatlerce süren kahvaltıya hayır demem doğrusu.
Çay yapsam gelir misiniz mesela bana? Üstüne kahve sigara da yapardık.
Dibine kadar insanım aslında. Ağlarım, gülerim, hasta olurum, aşık olurum, terk edilirim.
Hiç biri benden bir şey götürmediği gibi bir şeyler kattıkları da yalan!
Israrla kendim olmayı o kadar çok başarıyorum ki sanırım sıkıcı olan tarafı bu.
Ah deniz kenarında olsaydık şimdi. Sizinle. Yani benimle olmayı kim isterse.
Açardık rakımızı, iyot kokusu ciğerlerimize dolardı.
Bardaklara düşen buz sesleri, alkol oranıyla artan baş dönmesi.
Ve tabi gecenin sonunda kurtarılan ülkeler.
Biz var olmayan ülkenin çocukları, var olmayan hükümetleri kurtarırken nasıl da heyecanlanıyoruz.
Sonra açıyoruz bir müzik. Bağıra çağıra söylüyoruz. İşte o zaman eşit oluyoruz ancak.
Sadece eğlenirken eşit olmayı beceriyoruz.
Nefret ettiğim şeyler de var.
Çalışmaktan bazen nefret ediyorum.
Ama istemediğim işteysem her zaman nefret ediyorum.
Ama sanata aşığım. Yaratmak, var olmak istiyorum. Bir fırçanın ucunda var olmak istiyorum.
Hem gerçek hem hayal olmak istiyorum.
Yani hem her şey gözüksün, hem bir akıma ait olayım, hem yaratıcım belli olsun, ama hep bir açık kapım olsun.

Müziği severim bir de, içinde yaşayacak kadar, her birine anılarımı sığdıracak kadar severim.
Unutmak istediğim anılarsa nefret ederim şarkılardan da kendimden de.
Yaşamayı severim.
Ölmeyi sevmem.
Sevemem, çünkü ölümlüyüm.

Ama bazen yol olmak istiyorum, bazen de yol almak istiyorum. Mümkün müdür sizce?
Hepsini geçtim bu kadar delirmek mümkün müdür?
Sizin de cümleleriniz size sormadan çıkar mı ortaya mesela?
Sağa sola koşturduğu oldu mu hiç?
Olmuştur eminim. Çünkü siz de insansınız.
Eh ben de insanım...



31 Mayıs 2012 Perşembe

Ben Kadınım

Beni 12 yaşında 40 yaşındaki bir adamla evlendirdiler. Sustum.
13 yaşında gebe kaldım, düştü bebem. Küçükmüşüm daha. Sustum.
14'ümde yine gebe kaldım. Doğurdum. Bebem sakatmış, beslenememiş karnımda. Nasıl beslensin? Ekmek peynirle bir de üstüne kötekle mi? Yine sustum.
İstemedim. İki senede bir gebe kaldım. Altıncı bebemde ebe hemşire kurtaramadı beni ve bebemi, öldük.
Ben öldüm, insanlık öldü.

***

20 yaşında üniversite öğrencisiydim. Bir akşam dersten evime giderken kaçırdılar beni.
3 kişi tecavüz etti. Dövdü.
Hamile kaldım. Kendimden de bebekten de nefret ettim.
Kimseye söylemedim. Yasalar karşı çıktı, doğurdum.
Doğumdan iki ay sonra dayanamadım, bebeği sonra kendimi öldürdüm.
Ben öldüm, insanlık öldü.

***

38 yaşında iki çocuklu bir kadındım. Kocam beni aldattı, terk etti.
Bir ay sonra hamile olduğumu öğrendim.
Bilerek babasız bir çocuk daha hele ki işsizken nasıl doğurursun?
Doğurdum. Benden nefret eden bir çocuk doğurdum.
Gözlerime her baktığında ben öldüm, insanlık öldü.

***

82 yaşında Erzurum'luyum. Bir gün bir bebek verdiler elime.
Dediler ki büyük adam olacak. Bilemedim ne demek istediklerini.
Büyüdü, bakan oldu. "Ana seni koruyacağım." dedi.
Güvendim, inandım. Sonra çıkarları uğruna kadınlara karşı geldi.
"Tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar." dedi.
Bilemedim ne demek istediğini. Ya ben tecavüze uğramış olsaydım diye düşündüm.
Ben öldüm, biz öldük.
İnsanlık öldü!

18 Nisan 2012 Çarşamba

Balıkesirce



Balıkesir'den gelmiş bir insan evladı olarak başlarda Balıkesir aksanımdan çektim diyebilirim. İnsanlar garipsemesin diye kendimi kastım konuşurken. Zira bizim yazlıktaki İstanbullu arkadaşlar hep senin aksanın bir değişik deyip dururlardı. (Eziğim!) Amma ve lakin sonradan araya komiklikler şakalar olsun diye iki üç kelime sokuşturmaya başladım. Balıkesir'e gittiğimde ise evin kapısından girer girmez "ben geldim bakam, haydin gidiyom gari" demeye başlıyorum. İstemsiz kan çekimi. Velhasıl bugün internette rasgele bir Balıkesir sözlüğüne denk gelmiş bulunmaktayım. Bu sitede yer alan tabirler aynı bizim teyzeler gibi konuşuyor. Sizin tek tek bakmanız zor olur diye düşünerek şimdi hepsini iletiyorum. Eminim Balıkesir'li herkes kopacak okurken. Beni bazen anlamayan Balıkesir dışından arkadaşlarıma da selam ederim ve bu sayede beni anlamalarını dilerim. Eheheh.


Alentrik: Elektrik. "Alentriklede bi kitdi. Bide gelmedi."
Alfat: Ahlat. Yabanarmudu. "Yarın alfat toplama kitçen."
Ani: Şaşırma ünlemi.
Aykırı: Zıt. "Dayağa aykırı aykırı gitme! Soguna garışmam bak."
Bacilik: Baca. "Bacilik çekmedinden soba tütüyo."
Badırcan: Patlıcan. "Bu gart gart badırcanları anagcebinemi topladıg."
Bakam: (Favorim!) Bakalım. "Yap bakam da görem."
Biz: Bez, tülbent. "Yarın aşam biz dizme gelin."
Bobuç: Ayakkabı, pabuç. "Dost başa, düşman bobuca bakamış."
Buycuk: Bir kerecik. "Buycukda sölemeden yapsagya sende."
Bön: Bu gün. "Bizim goyun hasta bön hiç yim yimedi."
Caba: Para ödemeden, karşılıksız, beleş, bedava. "Bu da sana caba, haydi git." "Bön cabadan bi gönek gazandık."
Cıran: Cereyan, elektrik. "Dirig yanına sokulman, cıran çarpa!"
Çımıt: Sıcak. "Bön hava çok çımıt, Çıt çıkmıyo."
Davranmak: Hazırlanmak. "Ben hayvanlara sulaken siz davrana goyun."
Di ha: İşte orada. "Bizim goyunnarı gödün mü? - Bak.. - Di ha urdala…"
Dimen: Değirmen. "Saçlagı dimende mi ağarttın."
Dıngıldamak: Olduğu yere devrilmek. "Merdivenden aşa dıggılodu." Bunu bir dönem anlatamamıştım kimseye.
Diğelmek: Ayakta durmak. "Sabahtan beri diğelmekten bacaklam koptu." (Anneanneme selamlar olsun!)
Dombi: Manda. "Ni bakım duryog dombi mala gibi."
Donuz: Domuz. "Bön gece donuz bekleme gitçen."
Dön: Düğün. "Bu dönde de toplip gelme buri."
Efecik: Abi, ağabey.
Elleşme: Dokunma. "Bure elleşmeyin."
Emme: Ama. "Biz de gelcedik emme Arabi gaçırdık."
Ezen: Ezan.
Gapçıklamak: Kabuğunu çıkarmak.
Gaste: Gazete. "Bönkü gastele gelmemiş."
Gave: Kahve. "Acele tarafından okgalı iki gave."
Gine: (İkinci favorim.) Tekrar, yani. "Salcanan gidin, gine gelin."
Gıra: Kırağı. "Bön gece gar gibi gira yamış."
Gızan: Çocuk. "Şinciki gızanla hiç söz dignemiyo…"
Goz: Ceviz. "Gozlagızı gapçıkladığız mı?"
Hataşlamak: Ateşlemek.
Hincik: Şimdi. "Bizim dani gödügüz mü. Hincik burdadın emme."
Hurun: Fırın. "Hurunu hataşladıg mı?" (Anneanneme tekrar selamlar :) )
Irat: Rahat. "Bu olanın başını balamadan, bize ırat yok."
Iscak: Sıcak. "Bönkü ıscak ni di be."
İl: El, yabancı. "Gurban kesmesek, il alem bizi ayıpla."
İleşme: Oyalanma. "Mugarın başında ileşme barda doldur eve gel."
Kanavız: Kavanoz.
Kara gazoz: Kola.
Kernebit: Karnabahar. "Kernebit tomu ekdig mi?"
Künge: Çöp. "Küngeleri yigi süpürdüm, tavukla çabıcık eşelemiş."
Lamba şişesi: Ampül.
Löbet: Nöbet. "Löbete gitti."
Maşinga: Köylerde kullanılan bir soba çeşiti. "Maşingaya odun getirivi." (Ulan ne güzel olur o maşıngada da yemek ha! Burada da köy maceralarından dolayı kuzenlere selam çakarım.)
Meres: Miras.
Natar: Anahtar. "Kapınıg natarını dişuri goyodidim yirinde yok."
Nıgıda: Ne kadar? "Ezene nıgıda va." "Beni nıgıda sevyon? bu guducuk." "Gandırdım Aha bugıda."
Olak: Oğlak. "Olak yime turpolu mu, gozderi mi giryoguz?"
Otobis: Otobüs.
Öleşmek: Üleşmek, paylaşmak. "Meresleri öleştiğiz mi?"
Peşkir: Havlu. "Bu peşkiri kim kullandı leş gibi yapmış."
Pincem: Bineceğim. "Otobis gelirse pincem."
Pıçak: Bıçak. "Bu pıçak eşig götünden gurt bile çıkamaz."
Pişi: Bir şey. "Bak sene pişi sölicen sakın kimsi söleme."
Pontul: Pantolon. "Bizimkine de pontul dayanmıyo, hemen pontulun götünü delmiş."
Püsküt: Bisküvi. "Ganım açıkdı da bi iki püsküt atodum azıma."
Sancak: Salıncak. "Bu çocuk sanca yatmadan imkanı yok uyumaz."
Sarı gazoz: Fanta.
Siddirmek: Koşturmak. "Tükgana siddire siddire gidig, siddire siddire gelig."
Söven: Büyük kazık. "Senig sırtıg gaşınyo harelde. Şu söveni alırsam elime…"
Şişirgen: Balon. "Şişirgeni çok şişirme patladırsın."
Tarna: Tarhana. "Tarna aşı tali gıda, bulgur aşı öli gıda."
Teyya: Orada. (Daha pratik bence ehehe.)
Tize: Teyze. "Tizem evde yokmuş. Bakla çapalama kitmiş."
Ünnemek: Çağırmak.
Velense: Dokuma, tente. "Di şu velensi çocug üstüne atosagya, doga sona."
Vesait: Vasıta. "Hiç vesait denk gelmedi çatal daldan beri yörüdüm."
Vi: Ver. "Ne yiyon? Bene de visegya."
Yad: Yabancı. "Ge bakam yad yad durma öle."
Yalım: Galiba. "Bön gece gıra yacak yalım."
Yavuz: İyi, güzel. "Bizim baça bu sene pek yavuz."
Yilek: Yelek. "Hına bak dön del bayram del takım yilek gimiş."
Yimek: Aş, yemek. "Yimekleri hiç yimemişle zere zebil olmuş."
Yort: Yoğurt. "Kimse yordum işi dimez"
Yüklük: Büyük dolap. "Şu yüklüg perdesini katadıg bakam."
Zitin: Zeytin. "Zitin yapra yeşil, altında gave pişir."


Şimdi böyle yazınca kurgu gibi geldi dimi? Yok lan valla bizim orada böyle konuşan nice insan var. Tamam belki örnekler çok uçtaki cümleler ama inanın senelerdir gitmediğim babamın köyünde teyzeler böyle konuşurdu. Biz de dalga geçerdik sürekli konuşmalarıyla. Kimisi ağzımızda yer etti. Bir çoğunu annem, ananem kullanıyor zaten. Eminim dıştan görenler örnek cümleleri anlamadı bile. Balıkesirlilerin dili olsa yeri. Bir filolog olarak bu konunun üstüne eğileyim bari. Oldu lan, sanki işim gücüm yok. 


Hadi bakam, hincik gidiyom ben.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Yeraltı Canavarı

Allah belanı versin Star TV derdim ama zaten battın falan. Başına bunlar geldiyse çocukluğumuzu mahvettiğin içindir. Hepiniz hatırlarsınız Yeraltı Canavarı diye bir film vardı. Devam filmleri de çekildi bunun. Star TV de yemedi içmedi paso gösterdi bu filmi. Show TV de olabilir. Ama onun da başına Acun'u musallat ederek Allah belasını vermiş oldu. Çocukluğumda psikolojimizi bozan bir film de buydu. Yere basamaz olmuştum solucandan bozma sapık bir yaratık çıkacak diye. Hatırlamak isteyenler içinde ahanda fragmanı.

Bir kaç sapık adam Amerika'nın her zamanki gibi tozlu paslı arazilerinde takılıyorlar. Amaçlarını da hatırlamıyorum. Ama şantiye gibi bir yerdi. Çünkü bu deliler bölgede yeri delme, tepinme gibi bütün tehlikeli faaliyetleri gösteriyorlardı. Sonra yerde bir mahlukat belirdi. Yerleri kabarta kabarta gelen sürüngenlerin babası bir canavar. Bunlar yerdeki titreşimleri fark edip bu canavarın izlerini bulduklarını anladılar. Hayvancağız sağır dilsiz bir şey zaten. Yazııııık!

Velhasıl kelam, bunlar bunu çözene kadar bir sürü şehit verdiler tabii ki. Misal bu amca gibi. Amca mortingen şitrayze olunca, bunların kafa şarj etti de tepelere çıkmaya başladılar. Bir de adamı kurtarmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü her filmde bir tane salak kahraman kılıklı adam olur. Sarışın olan Sawyer, top sakallı abimiz de John Locke zaten. Amcanın yarısı hayvanın içinde, o adamdan ne hayır gelir artık. Amca zaten tahtalı köye postacı oldu.  Sen kaç götü kurtar. Ben o durumda öleyim daha iyi. Belden aşağım ne olduğu belli olmayan bir şerefsizin içinde. Kurtulsam ne olacak, psikoloji gitti elden. Belden aşağısını kezzapla yıkamam lazım zaten içime sinsin. Sonra da hayatımın geri kalanını Bergen olarak geçireyim.

                                            İlluminati!


Ama amerikan filminden bahsediyoruz bebeğim. Orada duracaksın. Bir canavara teslim olurlar mı? Ne Jurassic Park'lar, ne Piranhalar atlattılar. Bir sümüklü böcek mi onları yenecek? Peh! Bunların canavarı nasıl öldürecekleri konusuna pek kafası basmasa da canavardan kaçarken kanala düşüyor deliler. Hayvan da yoluna devam ederken hop dışşşş aaaa! Betona çarpıyor ve ortaya sümüklü böcek salatası çıkıyor. İzleyelim. Bunu fark eden bizim zeka küpleri bayılıyorlar bu salataya ve hayvanla komiklikler şakalar devam ediyor. Bakıyoruz.

Elemanlar kurtuluyor ama benim psikolojim ne oluyor? Alt üst. Ders: Matematik. Konu: Alt Kümeler.
Ben de evrensel küme. (O ne demek hocam?)

Bu olaylardan sonra bizim elemanlar da mutlu mesut yaşamaya devam ediyorlar. O kadar mutlulardır ki hatta devam filmlerinde de seve seve oynuyorlar.

                           "Ananı avradını o ne lan?" Bakışı