Evde kaldığım süre zarfında zamanla evrim geçirdiğime şahit oluyorum. Evrelerimi sizinle paylaşmayı da bir borç bildim. Zeusun kızı ve evrenin torunu olarak kendi özüme cinsiyetime adım adım dönerken çağdaş tarafımı eve girerken usulca portmantoya bırakıyorum.
İlk günler:
Saat 11 sularında telefonumun çalması ile uyanıyorum. Okula veya işe geç kalmışçasına içime bir şüphe düşüyor. Ama sonrası aklıma hiç bir işim olmadığını getirerek yatakta biraz daha debeleniyorum. Sonra mesanemin dolu olduğuna dair aldığım sinyaller ile kalkıyorum. Güzel bir kahvaltı hazırlıyorum kendime. Biraz dergi/kitap okuyorum. İnternete bakıyorum. Çarşıda ufak tefek işleri halletmek için süslenip püslenip dışarı çıkıyorum. Kendime bir çay ısmarlayıp eve dönüyorum. Annem yemek yapma dediği için saat altıyı bekliyorum. Annem geliyor, biraz atıştırıp televizyon karşısına geçiyoruz. Dizi beğenip izlemeye başlıyoruz. Annemi baştan çıkartıp mısır patlattırıyorum. Annem çok geç olmadan yatıyor ben de bilgisayar başına kuruluyorum. Bu boşluk hali ve evdeki sessizlik inanılmaz huzur veriyor. Gece 3 civarı yatıyorum.
İlerleyen günler:
Artık geceleri başvurduğum işleri düşünmekten uyku tutmadığı için daha da geç yatıyorum. Uyanmam da öğlen biri ikiyi buluyor. Önceki makyajlı suratımı uyumaktan şişmiş bir surat alıyor. Ama okuyacak kitaplarım hala bitmediği için kendimi iyi hissediyorum. Kahvaltılara özenmiyorum artık, bir dilim birşey ile geçiştiriyorum. Akşama bir makarna yapıyorum. Kadın programları izliyorum dalga geçerek. Biraz eğlenip biraz da iş bulma sitelerine bakıyorum. "Daha ararlar zamanı var" diyorum. Annem geliyor. Yemek yeniyor. Çay demleniyor. Ardından kahve yapıyorum ve hemen her gece bıkmadan baktığımız kahve falı faslı yaşanıyor. "Bir yerle görüşüyorsun, çok iyi para gelecek sana, bir de falında aslan çıkmış" tarzı laflar söyleniyor. Annem bir divana yatmış, ben karşısında yayılıyorum. Dizimize dalıyoruz yine, bazen zamansız bir misafir geliyor. Evin kızı olarak ikram yapıyorum. Komşu muhabbeti yapıyorum. Annem yatıyor. Ben yine bilgisayarın başına tünüyorum. Gece 4'te gözlerim kan çanağı olmuş bir halde yatıyorum.
Son günler:
Öğlen iki buçukta sevgili sevgilimin aramasıyla uyanıyorum, yoksa uyanacağım yok. Duş alıyorum ayılmak için. Ama jet-lag yaşayan bünyem ne suyla ne de içilen sabah çayı ile kendine geliyor. Telefonun yüzüne bakmaz oluyorum nasılsa çalmıyor diye. Emmys sayesinde öğrendiğim dizileri izlemeye başlıyorum. Nasılsa bu evde sezonlar bitirecek kadar vakit geçireceğim daha diye düşünüyorum. Okunacak kitaplar da bitiyor. Bienal/filmekimi hakkındaki haberleri pas geçiyorum nette. Bilmezsem merak etmem çünkü. Akşam için yapacağım yemekleri düşünüyorum. Evde ne var ne yok kontrol ediyorum. Gece sıkıntı ile poğaça yapma ihtimalim yüksek! Yemeklerden kısmaya başlıyorum. Oturdukça büyüttüğüm kasem ile iyice ev kızı olmaktan korkuyorum. Pilates yapsam diyorum ama üzerimdeki tatlı uyuşukluğu atmak çok zor geliyor. Sigaram bitiyor ama dört kat inip büfeye gitmek gözümde büyüyor. İnsan canlısını görmek bile istemiyorum. Zaten para da suyunu çekmeye başlıyor. Son kredimi çekmişim çünkü. Kimse aramıyor diye içim bunalıyor birden. Camdan dışarı bakıyorum. Ekim yaklaşıyor ve Zeus şimşek oklarını üstümüze salmaya başlıyor. Her yer kıyamet gibi karanlık, ıslak. Sonra keyifleniyorum. "İyi ki çalışmıyorum" diyorum, "dışarıda bu hengamede çalışıyor olmak vardı." Gidiyorum kendime bir çay yapıp keyif sigarası yakıyorum.Ve yeni halimi sevmeye başlıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder